
TV dizilerini severim ama seçerek izlemeye çalışırım. Yıllarca yabancı kaynaklı dizileri izledim, Lost ve 24 bir dönem bayağı zamanımı aldı, şimdilerde ise Fringe ve House dizilerinden de hoşlanıyorum. Sabun köpüğü 20 dakikalık dizilerden de sevdiklerim var. (The Big Bang Theory) TV’ye bağlı olmamayı, diziyi kendi seçtiğim zamanda ve reklamsız izlemeyi seviyorum, bu sayede büyük bir bağımlılıktan ve zaman kaybından da kurtulmuş oluyorum. Yabancı forumlara baktığımda görüyorum ki, birkaç tür dizinin çok ilgi çektiğini, insanları sürüklediğini görüyorum. Biri insanlara açıkladığından daha fazla soru sorduran ve senaryo ekibinin geniş yığınlardan çok daha karmaşık düşünebildiği diziler, Lost ve Fringe gibi, diğeri tamamen geleneksel yöntemlerin dışında iş yapan ve bu özellikleriyle anti kahramanlar yaratmış diziler, buna örnek House, diğeri de insanların kendi hayatlarından karakterleri, parçaları bulabildiği diziler. Bu son tipe yabancı değil artık yerli bir örnek verebiliyoruz, Behzat Ç.
Emrah Serbes‘in romanından Serdar Akar‘ın yarattığı bir konseptle yola çıkmış Behzat Ç. Başlangıçta ana karakter oyuncusu Erdal Beşikçioğlu ile Serdar Akar sohbetlerinde işin ilgi görmesinin uzun süreceğini hesaplamışlar, hatta demişler ki, kitaptaki Behzat’ı gösterirsek üçüncü haftada RTÜK bizi bitirir… Bunda tabii gerçeklik payı var, Emrah Serbes’in ilk kitabını okudum, müthiş bir kurguyla bu kitap dizinin ilk bölümü olarak hayata geçmiş. Kitaptaki bazı ayrıntılar, bazı karakterlerin derinlemesine incelenmesi dizide bölüm bölüm yapıldı, ve artık yazar her on bölümde bir senaryoyu yazsa da dizi kitaptan bağımsızlaşmış görünüyor.
Ankara’yı yaşatan bir dizi Behzat Ç. Adı da ona göre seçilmiş, “Bir Ankara Polisiyesi”… Mesleğinde kendince bildiği doğruları yapageldiği için ilerleyememiş ve akademide onun sınıf arkadaşları yükselirken o cinayet bürosu şefi olarak kalmış ama bunu kafasına dert etmeyen biri Behzat. Cinayetleri çözmeye çalışırken hep akıllı hem sert olabiliyor, iddialı oluyor, kimseye de boyun eğmiyor, ama örneğin sevdiği kadın akşam buluşalım mı deyince ona ne cevap vereceğini şaşırıyor, hemen abisine gidip akıl soruyor. Ekibinde ilginç kişilikler var, bunların bazı özellikleri kitaptaki Behzat’tan alınmış ve değişik kişilere dağıtılmış. Harun ofisteki Eda’ya aşık, fakat aşkına karşılık alamıyor. Harun’u canlandıran oyuncu (Fatih Artman) konservatuvarda son sınıf öğrencisi ve şimdiden bir hayran kitlesi edindi, insan karşılıksız aşkın yarattığı hayal kırıklığını bu kadar mı gerçekçi oynar! Sadece ofiste değil, dışarıda da birçok faullü hareketi bu hayal kırıklığının bir sonucudur. Ekipteki diğer elemanlar, Hayalet ve Akbaba, bir taraftan tipik özellikleri olan ama gerçekten de pek uzaklaşmamış tiplerdir. Başları belaya gireceği zaman ağlar gibi bağırırlar, korkarlar, bazen efelenirler, maktül yakınlarına da iyi davranmaya çalışırlar. Hayalet neredeyse Ankara’da herkesi tanır, Akbaba da cinayeti uzaktan hisseder, ilk o duyar. Behzat’ın abisi Şevket ise kardeşiyle dalgalı bir ilişkiye sahip, koruma içgüdüsü bazen çizgiyi aşan, aşırı asabi ama önemli tanıdıkları olan bir karakterdir. Tabii Ege Aydan’ın bu karakteri daha da unutulmaz kılması ilgiyi arttırıyor. Behzat’ın uzatmalı aşkı da Bahar, boşanmış, iki çocuğu olan, Behzat’ı seven ama onun yüzünden başının beladan kurtulmayacağını bilen biridir.
Dizinin farklı özelliği ne peki? Ratingleri pek de umursamayan yeni nesil nasıl sevdi bu diziyi? Önemli faktörlerden biri gerçekçilik, doğallık… Hem karakterlerin kompozisyonunda hem de çekim aşamalarında kullanılan teknoloji bu gerçekçiliği ortaya çıkarıyor. Oyuncuların üzerine gelmeyen özel kameralarla çekim yapılıyor, oyuncular kendilerini tiyatroda hayal edebiliyorlar. Karakterler de sanki Ankara’nın sokaklarından fışkırmış, Behzat’ın etrafında neredeyse hayali olan kimse yok. Karakterlerin zayıflıkları, hayal kırıklıkları, özellikle Behzat’ın kalbi kırık ve hayata sinirli bir insan, Harun’un da kendisini kimseye sevdirememiş biri olması dizinin gerçekçilik dozunu arttırıyor. Henüz Akbaba’nın geçmişini görmedik ancak o hikayenin de içimizi acıtacağına emin gibiyim.
Ana karakter Behzat aslında bir anti karakter. Hayatta pek başarılı olduğu söylenemez, karısından ayrılmış, dünyadaki en değerli varlığı, kızı, ona sinirlenerek intihar etmiş (bu konuda değişik gelişmeleri 30. bölüm civarında bekliyorum, her bölüm Behzat’ın kızı Berna’nın intiharı ile ilgili yeni şeyler öğreniyoruz), sevdiği tek kadın olan Bahar onun polis olmasına kızarak onu terk etmiş. Behzat “hayata karşı işlenen suçlar uzmanı” ama hayata karşı sinirli… Belli kalıpları var, onlar bozulunca dengesi kayıyor, birdenbire çökebiliyor. Bu anti karakter insanları peşinden sürüklüyor çünkü, insanlar artık sürekli kazanan ana karakterlerden belki de sıkıldılar, gerçek hayatta yaşadıklarına benzer şeyler görmek istiyorlar, ve insanların çoğunluğu da mutsuz.
Son olarak konuşma dilinden söz etmek isterim. Bolca argo duyarsınız, ama küfürü tam yerinde söylüyorlar. Senaristler şu ana kadar çeşitli baskılara göğüs gerdiler, ve dizinin doğal akışını bozmadılar. Her hafta fazla kör gözün parmağına demeden göndermeler var, ya toplumumuzun bir hastalığına, bazen küçük bir detaya, bazen de bilinen ama hiç konuşulmayan bir inceliğe dair… Diyaloglar gerçekçi, figüranlar da her bölüm daha iyiye gidiyor.
Behzat Ç. dizisi artık birkaç kişinin RTÜK’e şikayet ettirip kapattırılabilecek eşiği çoktan aştı, reklam arttı, rating bile arttı. Ama dizileri seçip istediği zamanda izleyen, gerçekçi, oyunculukların peşinde sürüklenebilen has dizi hayranlarının da uzun süre gözleminde olacak. Tavsiye ederim.
Girildi: Kitap, Medya, TV dizileri | Etiketlendi: Behzat Ç., Ege Aydan, Emrah Serbes, Erdal Beşikçioğlu, RTÜK, Star TV, TV Dizisi | » yorum bırak;